ERZURUM’U EĞİTİM MERKEZİ YAPMA AMACI NE KADAR GERÇEKÇİ?
ERZURUM’UN EĞİTİM
 KENTİ OLMASINDA
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİNİN  ROLÜ VE ÜNİVERSİTENİN YARINI


 
Erzurum’un  orta  ve uzun vadeli temel amaçları ve önceliklerinin tayin edilirken “ Eğitim” hep ön plana çıkıyor. Şehrin kalkınma stratejileri konusunda fikir yürüten hemen herkes “Erzurum Eğitim Merkezi  olmalıdır” fikrinde birleşiyor.
 
Acaba batıdaki eğitim kentleri model alınarak Erzurum’un eğitim merkezi haline getirilmesi amacı yahut hayali ne kadar gerçekçi?
 
Daha kendi eğitim sorunlarını çözememiş ; ilk, orta ve yüksek öğretimde altyapı ihtiyaçlarını giderememiş bir şehirden “eğitim merkezi haline gelmiş” bir kent çıkarmak o kadar kolay mı? Elbette değil. Zaten şehrin eğitim merkezi haline getirilmesini savunanlar da “hayal ile amaçtan müteşekkil” bir flu hedef çizmeye çalışıyorlar. Şehrin turizm, hayvancılık ve eğitim merkezi haline getirilme söylemleri, seçim beyannamelerinin ve beyanat kalkınmacılığının esaretinden henüz kurtarılabilmiş değil.
 
Aşağıda sunacağımız tablo ve grafikleri incelediğimizde görüyoruz ki “emsal illere göre” temel göstergeler çok sorunlu gözükmüyor.
 
 
 
 OKURYAZARLIK ORANI   (DİE İL GÖSTERGELERİ)
 
1980
1985
1990
2000
Çorum
57,84
72,46
75,26
83,12
Denizli
69,93
78,91
82,81
89,57
Diyarbakır
41,18
52,24
56,26
69,59
Elazığ
57,89
68,74
73,43
82,32
Erzincan
67,77
76,33
80,79
87,19
Erzurum
56,65
69,61
73,85
83,64
Gaziantep
57,42
70,97
73,91
83,78
Kars
56,62
71,11
73,35
82,94
Sivas
61,48
73,03
77,97
85,4
Malatya
61,02
72,28
78,21
86,29
Yine de ortaöğretimde ;
 
  • Milli Eğitim Hizmetlerinin eşit ve adil sunumunda,
  • Eğitim kalitesinin müfredat ve tesis olarak artırılmasında,
  • Kırsal alana götürülen eğitim hizmetlerinin çağdaş hale getirilmesi, taşıma ve yurt sorunlarının çözümünde,
  • Eğitim araç gereç, teknolojik donanım ve bilgisayar sistemlerinin yaygınlaştırılmasında,
  • Okul ve öğretmen seçme fırsatının sağlanmasında,
  • Özellikle köy ve varoş okullarının altyapı, tesis ve kadro olarak güçlendirilmesinde ,
  • Şehre aktarılan eğitim ödeneklerinde
 
Ciddi sorunlar yaşıyoruz. Bu sorunların birikerek bizi götürdüğü yer “nitelikli okulları kazanma oranında” ve “ lise mezunu gençlerin üniversite kazanma oranlarında” yaşanan hayal kırıklıklarıdır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İlk ve Ortaöğrenimin sorunları üzerinde ayrıntılı olarak duracak değiliz. Zaten şehrin eğitim merkezi olmasından bahsedilirken kastedilen “ ŞEHRİN BİR ÜNİVERSİTE ŞEHRİ HALİNE GETİRİLMESİDİR”
 
Bunun için üç ana koldan ilerlememiz gerekiyor. Birincisi mevcut Üniversitenin geliştirilmesi, ikincisi yeni kamu üniversitelerinin kurulması, üçüncüsü ise yeni vakıf üniversitelerinin kurulmasıdır.
 
Birinci husustaki görüşlerimi biraz sonra ayrıntılı olarak sizinle paylaşacağım. Yeni kamu üniversitelerinin kurulması şu an çok kolay ve mümkün gözükmüyor. Daha önce bu yolda başlatılan girişimler olumlu sonuç vermemişti. Kaldı ki şu anda Bakanlar Kurulu Kararıyla yeni bir Hukuk Fakültesi Açılmasında bile zorluklarla karşılaşıyor, yargı sürecinin sonuçlanmasını bekliyoruz.
 
 
 
 
Yeni vakıf üniversitelerinin kuruluşuna ise YÖK’ÜN ÇOK ANLAMSIZ tutumu engel teşkil ediyor. Okuyucularımız hatırlayacaklardır. Israrlı girişimlerimizle ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ  Erzurum’da yeni bir vakıf üniversitesi açmaya karar vermiş, YÖK Başkanlığına dilekçe vermişti. Konuyu bu aşamaya getirmek hiç kolay olmamış, Valimiz, Belediye Bşakanlarımız, Sivil Kitle örgütlerimiz ve Milletvekillerimizin ortak hareketi yoğun çabalar sonucu sağlanmıştı. Sonr yıllarda ilk kez bir konuda böylesine geniş bir konsansüs sağlanmıştı. Ancak bir bürokratik yapının inadı ve olumsuz tutumu ile,  elli tirilyonluk bir yatırım akim kaldı. Beş fakültedenoluşacak bir üniversiteden böylece mahrum bırakıldık.
 
Çankaya Üniversitesi’nin dilekçesi hala YÖK Başkanlağında bekliyor. YÖK Doğu’ya büyük bir vakıf üniversitesi kurmak gibi işlerle değil, malum işlerle uğraşmayı sürdürüyor.
 
 
 
Üniversite mezunlarının 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusa oranı
    
 
1980
1985
1990
2000
                                    
Çorum
2,11
1,69
2,56
4,5
Denizli
2,61
2,75
3,87
6,5
Diyarbakır
2
2,57
3,36
5,23
Elazığ
2,21
3,03
4,32
6,69
Erzincan
2,33
2,9
3,55
5,88
Erzurum
2,47
2,71
3,36
5,95
Kars
1,47
1,99
2,36
4,67
Sivas
1,87
2,4
3,43
5,34
Malatya
1,99
2,76
4,18
7,06
Gaziantep
2,11
2,44
3,09
4,79
 
 
Bu hayal kırıklığı içinde üzüntülere garkolmuşken BİLKENT ünversitesinin Erzurum’a gelişiyle sevindik. Bilkent’in daha geniş kapsamlı çalışmaları ve Çankaya Üniversitesinin Başvurusunun kabülü ile Erzurum’un Eğitim Merkezi olma amacına ilk adımlar atılmış olacaktır.
 
 
Bu gelişmeleri umutla beklerken, ellinci yılını kutlamaya hazırlanan gözbebeğimiz ATATÜRK ÜNİVERSİTEMİZİN geliştirilmesi yolunda da ciddi adımlar atmamız gerekiyor.
 
Bunun için ne gibi çalışmalar yapılmalı?
 
        Biraz da bu konu üzerinde duralım :
 
ERZURUM’UN EĞTİM KENTİ OLMASINDA  ATATÜRK ÜNİVERSİTESİNİN ROLÜ VE
ÜNİVERSİTEMİZİN YARINI…
 
 
Erzurum’umuzun biricik yüksek öğretim yuvası Atatürk Üniversitemiz ellisine merdiven dayamış bulunuyor. Bir insanın fani ömrü için uzunca sayılabilecek bu süre üniversite gibi kurumlar söz konusu olduğunda emekleme dönemi sayılabilir...
 
Kurulduğu günden bu yana kendini geliştirme yolunda çaba gösteren, edindiği bilgi ve tecrübelerle bir kurumsal kimlik kazanan Üniversitemizi yarının sayılı yüksek öğretim kurumları arasına sokmak, sadece üniversite yönetiminin değil, topyekûn şehrin birincil amacı olmalıdır. Çünkü şehrin gelişimini üniversiteden ayrı ve bağımsız düşünmek yanlış bir yaklaşım olur.
 
Üniversitenin dünü, bu günü, yarını hakkında bizim söyleyeceğimiz şeyler sınırlıdır. Ellinci yılı vesile ederek asıl değerli hocalarımızın bilgilerini bizimle paylaşmasını arzu ederiz.  Akademik hayatlarını borçlu oldukları bilim yuvası üzerinde düşünüp, fikir üretmek onlar için bir görev, o fikirler etrafında oluşacak hedeflere omuz vermek bizim için bir boyun borcu olacaktır.
 
Hocalarımız ve aydınlarımızla birlikte öncelikle üzerinde duracağımız konu, üniversitenin bilimsel performansının artırılmasıyla ilgili olmalı.
 
Üniversite yönetiminin idari ve bilimsel sorumlulukları var. Rektörden başlayıp, Bölüm Başkanları, hocalar ve diğer idari personele kadar uzanan yönetim zincirinde bu iki alanda da bir zafiyetin sergilenmemesi gerekiyor. Ama bence asıl üzerinde yoğunlaşılması gereken konu öncelikle bilimsel alan olmalıdır.
 
Kapılarına iki milyona yakın öğrencinin dayandığı, diplomalı işsiz sayısının hızla arttığı ve artık nitelikli ve prestijli diplomaların seçkin öğrencilerce hedeflendiği bir ortamda, Türk yükseköğrenim hayatı, bir dönüm noktasına geldi: Bundan böyle üniversitelerin daha iyi, daha mükemmel, daha kaliteli bir eğitim sunabilmek için farklı arayışlarda içinde olması gerekiyor.
 
Bu geniş yelpazeli ve acımasız rekabet ortamında eğitim performansını artırıcı yöntemlerin yeniden gözden geçirilmesi, üniversite anlayışının ve yapılaşmasının köklü bir şekilde değiştirilmesi gerekiyor. 
 
Üniversite Yeniden Yapılanmaya Hazır mı?  
 
Üniversiteler arasında iç rekabetle birlikte, artık küreselleşen dünyada bir de uluslar arası rekabet devreye giriyor. AB süreci de dikkate alınırsa, Atatürk Üniversitesinin her hangi bir bölümünden mezun edip diploma verdiği bir gence dünyanın herhangi bir ülkesinde kapıların açılması gerekiyor.
 
Son zamanlarda prestijli kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarının iş ilanlarına dikkat etmişsinizdir... Sadece “ şu bölüm mezunu “ şartı koşulmuyor artık ilanlarda , “ Şu üniversitelerin şu bölümlerinden mezun olmak “ deniyor...
 
Öyleyse Üniversitemiz sadece genç üniversitelerle değil, ağabeyleri ve yaşıtlarıyla da kıyasıya bir performans yarışına girmek zorunda... Bunu da yapmaya çalışıyor. Ancak, tek başına böyle bir yükü Üniversite yönetimine yüklemek insafla bağdaşmaz... Öncelikle, Üniversite idaresinin kaynak sorununun çözülmesi gerekiyor ki, onlardan da daha yaldızlı başarılar bekleme hakkını kendimizde bulalım.
 
Üniversitemizin diploma değerini artırabilmesinin ilk şartı tez elden bir strateji planlaması yapmaktır. Bu konuda bu üniversitenin bir mezunu ve başarılarının alkışçısı olarak, hazır söz açılmışken bazı önerilerimi sıralamaktan da kendimi alamayacağım.   Az önce yeniden yapılanma dedim ya, bunun ilk aşaması  “bölüm israfına“  bir son vermek...
 
Sayısal Büyüme – Nizami Küçülme!
 
Nasıl olacak bu iş? Bu kar – kış memleketinde öğrenci sayısının süratle artmasından yanayım. Bu şehir ve Üniversite yüz bin öğrenciyi misafir edebilecek kapasiteye kısa sürede erişebilir.  Öğrenci sayısını artırma merkezli stratejilerin belirlenmesi için hemen bir bilimsel hazırlık yapılmalı.
 
Peki ya nizami küçülme. O nasıl olacak... Tabi bu YÖK ile birlikte yapılabilecek bir iş.  Objektif bir değerlendirme ile ihtiyaç fazlası alanlarda öğrenci mezun eden bölümler derhal tasfiye edilmeli ve o bölümlerin fiziki imkânları başka ve yeni ihtiyaçlara yönelik bölümlere tahsis edilmeli. Teknolojik değişimler sonucu yeni alanlar çıktığına göre, bu alanlara uygun eğitim programları hazırlayıp uygulamak, gelecek vadeden üniversiteler için hayati bir gerekliliktir.
 
Bir birine yakın dersler okutan nice bölüm var ki, birisi öğrencisine öğretmenlik hakkı veriyor, diğeri vermiyor... Aşağı yukarı müfredat aynı, diplomanın verdiği imkân ve haklar farklı... Peki, bu zaman, mekân ve emek israfına ne lüzum var... Bu gibi bölümler diplomalı işsizlere alay öğrenci katıyor ve o yüzden üniversitemiz  “işsiz mezun eden “ okul olarak haksız bir ithama muhatap oluyor.
 
Bunun yanı sıra, gayet çetin eğitim veren bazı bölümler daha var ki, bugün itibarıyla mezunlarına ihtiyaç yok... Bunların da süratle ayıklanması gerek.
 
Yüksek Öğretim dinamik bir alan... Hele de özel üniversitelerle rekabetin kızıştığı bu ortamda kendini süratle yenilemeyen Üniversiteler, gelecek on yılda  “kepenk kapatan dükkânlara “ döneceklerdir, hiç kuşkunuz olmasın...
 
Müfredatın Güncellenmesinde Ne Kadar Başarılıyız?
 
Üniversitemizden öyle hocalar tanıyorum ki, bilimsel performans bakımından şöhretli üniversitelerimizin akademik kadrosuyla rahatça yarışabilecek kişiler. Yine biliyorum ki, sayıları az da olsa kendini hiç yenilemeyen, dünyadaki gelişmeleri izlemeyen, unvanının arkasına sığınıp hayatını idameden başka amacı olmayan kişiler de mevcut üniversitemizde.
 
Bu kişilerin, on –on beş yıl önceki ders notlarını virgülüne dokunmadan öğrencilere okuttuklarını işitmiştim bir ara... Bunların bir elin parmaklarını geçmediğini sanıyorum.
Özellikle son on-on beş sene içinde yetişen akademik personelin, dünyayı izleyen, lisanı olan, yurt dışı görmüş, bilimsel yayın zengini kişiler olduğunu biliyorum. Bunlar üniversitemizin gerçek hazineleridir.
 
Çünkü üniversite hoca demektir. Ehil hocaların kürsü idare ettiği bölümlerin farkını hepiniz görmüşsünüzdür.
 
Kısaca, Yüksek öğrenim ve lisansüstü öğrenimde ders programlarının dünya ölçeğinde oluşu çok önemli... Akademik personelin çapı, hocası ve gördüğü programla doğru orantılıdır. Yüksek öğretimde ortaya çıkan yeni modelleri izleyip ona göre pozisyon alan, akademik personeldir Üniversiteyi çağdaş başarıya ulaştıracak olana asıl “ işçi arı “ .
 
Akademik Performans Değerlendirmesinde hangi noktadayız?
 
Son yıllarda, Üniversitemizin bilimsel yayın sayısında ciddi artışlar kaydedilmesi gerçekten çok sevindirici bir gelişme...
 
Akademik personelin görevi sadece “nakilcilik“ olmasa gerek... ABD, AB üniversitelerinde bilgi üretilsin, keşif yapılsın, biz bunu alıp öğrenciye nakledelim... Elbette bu da üretilen bilginin evrensel paylaşıma sunulmasının bir gereği...
 
Ancak, bilgi nakletmenin yanı sıra, araştırma ve bilgi üretimi faaliyetlerinin de ciddiyetle yürütülmesi gerekiyor.  İşte bir üniversiteye kimlik ve kişilik kazandıracak unsurlardan birisi de bu... Bu bakımdan araştırma faaliyetlerinin bilimsel makalelere dökülmesi ve bu makalelerin uluslar arası bilimsel dergilerde yayınlanması önemli bir bilimsel çaba... Üniversitemizin bu alandaki başarılarının artışını çok önemli buluyorum. 
 
Atatürk Üniversitesinde görev yapan değerli hocalarımızın makale, kitap, bildiri ve tercüme alanlarında gösterdikleri her üstün başarı hepimizin göğsünü kabartıyor. Gündelik işlerle oyun –oynaşı bırakıp, her faaliyete parasal pencereden bakmayan bu kişilikli hocalar, Üniversitemizi daha nice elli yıllara taşıyacaktır.
 
Bu yoğun çalışmaların sonunda, inanıyorum ki pek yakın zamanda “buluşlarını patentle süslemiş “ , projeleriyle şehrin önünü açmış, makaleleriyle fikri hayatımıza çeşniler katmış, konferanslarıyla irfanımıza yeni ufuklar kazandırmış hocalarımızın şöhreti şehrimizin ve ülkemizin sınırlarını aşacaktır. Atatürk üniversitemizin çift kartallı diplomasını taşıyan nice öğrenci ve öğretim üyesi birer bilim üreticisi olarak bilim tarihinde yer tutacaklarıdır.
 
ÜNİVERSİTE KAPISINDA BEKLEYEN
FAKİR FUKARA ÖĞRENCİLERİN İÇLERACISI DURUMU….
 
Şehrin eğitim merkezi olma meselesi üzerinde dururken, üniversite kapılarında ter döken ve başarıları Türkiye ortalamasının altında seyreden yavrularımız için çözüm yolları aramayacak mıyız?
 
Giderek önemli fakülteler “seçkin bir öğrenci topluluğu” tarafından parselleniyor.  Anayasanın fırsat eşitliği prensibi tatlı bir hayalden öteye gitmiyor ne yazık ki…(A) köyünden bir yavrunun, (B)  varoşundan bir gencin herhangi bir güzel fakülteyi kazanmasının yolunda elbette yasal engeller yok.  Ancak, pratik maniler var. Daha ilköğretimden başlayan yorucu ve soluk kesici yarışın her aşamasında “madid imkanı olanlar” otomatikman bir adım öne geçmiyorlar mı? En iyi dershaneler, en yetkin özel hocalardan ders alan öğrencilerle, bu imkanları bulamayanların adil şekilde yarıştıklarını söylememiz mümkün mü?
 
Bu gidişle kaliteli  yükseköğretim belli zümrelerin yararlanabileceği  alan haline gelecek, bir eğitim kastı oluşacak diye endişe ediyorum.
 
Bu imkan cenderesinden ve yavrularımızı sarsan beyin mengenesinden nasıl kurtulup, sıyrılacağız.
 
Bunun için kısa vadede yapılacak işler var, uzun vadede gerçekleştirilecek köklü reformlar var.
 
 
Erzurum için kısa vadede şunu öneriyorum
 
DERSHANE KAOSUNA KESİN ÇÖZÜM :
 
KAMU OKULLARINI MESAİ DIŞINDA DERSHANELERE TAHSİS EDİLSİN
 
 
Kamuya ait okul binaları. Belli bir saatten sonra ve hafta sonları boş vaziyetteler. Fakir fukaranın kurs, özel ders diye inlediği bir ortamda bu ne büyük bir israf?
 
Dersaneleri, yüksek maliyetler nedeniyle “fakir fukara soyguncusu “ durumuna getiren en büyük faktör, sanıyorum bina maliyetleri ve yüksek kiralardır. Dershanelerin bu yüksek maliyetlere rağmen ne kadar elverişsiz fiziki imkânlarla hizmet vermeye çalıştığını hepimiz biliyoruz.
 
Bir yanda, akşam ve hafta sonu boş tutulan okullar, bir yanda yüksek dershane maliyetlerine mahkûm edilen ciddi bir gençlik kitlesi.
 
Ayrıntılarını Milli Eğitim düşünsün. Belki de böyle bir çalışma vardır da, bizim haberimiz yok. Oktular boş saatlerinde bir protokolle tahsis edilsin. Buna karşılık mesela yüzde kırk fakir öğrenci kontenjanı alınıp, fakir fukara bu kontenjandan ücretsiz olarak yararlandırılsın.
 
Hem dershaneciler rahat bir nefes alsın, hem de ana babalar zorunlu dershane vergisinden azat edilsin.
 
Bunun yanı sıra bugünden tezi yok diğer bir seferberlik başlatılmalıdır. Bunu daha önce önerdiğim yazıyı aşağıya aynen alıyorum;
 
 
 
HEMEN BAŞLATILMASI GEREKEN BİR KAMPANYA OKUYAN ŞEHİR ERZURUM!
 
 
Mesela Erzurum Valiliği, Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü işbirliği yaparak “Okuyan Şehir Erzurum“  diye bir seferberlik başlatmış olsaydı ve ben böyle bir etkinliğin haberini gazetelerden okusaydım.
 
Bir an hayal ettim de, hayali bile cihan değdi vallahi.
 
Ah bir “Beyanat Kalkınmacılığının” kısa süren hava cıvasından vazgeçebilmekte “icraat kalkınmacılığının” güvenli limanlarına demir atabilsek. Böyle soylu ve köklü işlerle uğraşsak, oyunu oynaşı bir yana bırakarak.
 
Başlığa ilham veren seferberliği Sakarya Valiliği başlattı. Aynı ilin Valilik, Belediye ve Üniversitesinin işbirliği yaparak bir buçuk sene evvel başlattıkları benzer bir kampanyanın sonuçları da açıklandı geçen gün. Üniversiteye hazırlanan Sakaryalı gençlere belli bir program çerçevesinde yardımcı olmayı amaçlayan söz konusu kampanya meyvelerini vermeye başlamış ve Sakaryalı gençlerin Üniversiteye yerleşme oranları yüzde seksen civarında artmış.
 
Vakti gelip ÖSS sonuçları açıklanmaya başlayınca yüreğimiz ağzımıza geliyor. Hem kendi yavrularımızın neticelerini merak ediyoruz, hem de şehrimizin o yılki performansını. Varın yoğunu pahalı dershanelere yatırıp peynir ekmeğe talim eden fakir fukara Erzurumlunun bu alandaki perişanlığı yıllardır içimizi burkup duruyor. İl olarak ÖSS Türkiye Sıralamasındaki yerimizi burada yazmaya elim varmıyor.
 
Ve şehrin yönetici eliti başta olmak üzere hepimiz sonuçlar açıklandıktan sonra şöyle bir yüzümüzü döküp, kaşlarımızı çatıyoruz, sonrada sırtüstü yatıyoruz.  Elbette böyle bir tabloyu değiştirmek kolay bir iş değil. Okullaşma oranı, okulların fiziki yetersizliği, eğitim kadrolarının kapasite düzeyi, şehrin ekonomik seviyesi gibi köklü sorunları bir çırpıda halletmek zor elbette. Ama sorunlar ağır diye teslim bayrağını mı çekmek lazım?
 
Sakarya ilinin yöneticileri teslim bayrağını değil, sorunlarla mücadele için gayret kılıcını çekmişler! Üniversite, Vilayet, Belediye işbirliği yapıp yürümüşler cehaletin üstüne. Ağır bir sınav öncesinin stresinden bunalan öğrencilere el uzatmışlar, yavrularına daha iyi eğitim verdirememenin dayanılmaz ağırlığı altında ezilen velilere omuz vermişler.
 
Bir buçuk yıl içinde öğrenciler de, seferberliğe gönül veren öğretmenler de daha bir gayrete gelmiş… Sonuç mu? Merak eden bir araştırsın da görsün alınan mesafeyi…
 
Bir buçuk yıl önce ÖSS ye hazırlık ağırlıklı olarak başlatılan kampanya bakın şimdi nasıl devam ediyor: 
 
“Eğitimde Haydi Sakarya Kampanyası” çerçevesinde “OKUYAN ŞEHİR SAKARYA” başlığı altında İl Millî Eğitim Müdürlüğü’nün koordinasyonunda 3 etkinlik düzenleniyor.
 
Birinci Etkinlik: “I.Sakarya Türkçe Öğretimi ve Okuma Alışkanlığı Kültürü Semineri
 
İkinci Etkinlik: “I.Sakarya Çocuk ve Gençlik Yayınları Fuarı”
 
Üçüncü Etkinlik: “II. Sakarya Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Günleri
 
Daha fazla yazamayacağım, kıskançlıktan dilim damağım kurudu.
 
Şu etkinliklerin bir tekini bile biz yapamaz mıyız?
 
Neyimiz eksik söyler misiniz?
 
Vali beyin çalışmalarını izliyorum. Çalışkan, atak bir idareci. Sakarya Valisinden hiçbir eksiği gediği yok, eminim buna…
 
Rektörümüz ha keza… Büyükşehir Belediye Başkanımız da Allah için çalışkan bir yönetici. Köprülü kavşak çalışmalarını takdirle izliyorum, ama bir parantez açıyorum burada ve diyorum ki ; “ Sayın başkan cehaletten bilgiye açılacak alt geçitler ve düzenlenecek kavşaklar, en az yollara inşa edilenler kadar önemli. Hadi şu işe de bir el atıverin”
 
Yahu hadi akıl edemedik, hiç değilse kopya çekelim.
 
Biz de “Okuyan Şehir Erzurum!” seferberliği başlatalım. 
 
Uyuyan şehir değil, okuyan şehir; yerinde sayan şehir değil, büyüyün şehir…
 
Erzurum böyle olmalı.
 
Aslında bir dev de olsa… Erzurum’un uyuyan şehir olması ağırıma gidiyor…
Nihai amacımız, Erzurum’un uzun vadedememleketin eğitim ve kültür merkezi haline getirilmesi ve bununla birlikte  Kafkaslar Ve Türk Dünyası ile birlikte Rusyaya da hitap edecek “Bilgisayar, bilişim ve iletişim Teknolojileri planlama ve üretim  Merkezi” haline dönüştürülmesi olmalıdır.