Vahdet Nafiz Aksu

ANA SAYFABUGÜNKÜ ERZURUMYEREL YAZILAR MAKALE / FIKRA / ÖYKÜ ERZURUM YAZILARI KİTABITÜM ŞİİRLERİM PDF

serbest  şiirlerimheceyle şiirlerim heceyle rübailer sesli şiirlerim resimli şiirlerimşiir sunuları

 

Vahdet Nafiz Aksu

E-KANAL CANLI YAYIN

TRT'DEKİ SÖYLEŞİLERİM

USTALARDAN SESLİ ŞİİRLER

ŞİİR VİDEOLARI -VNA

HER ŞEYİN BAŞLADIĞI ŞEHİR

ÖNERİLER/ETKİNLİKLER

STRATEJİK HEDEFLER

BELGELERLE ERMENİ ZULMÜ

NET KÜTÜPHANE

100 TEMEL ESER

TARİH/ KÜLTÜR SOHBETLERİ

OSMANLI TARİHİ

SARI GELİN KİMİN TÜRKÜSÜ

ERZURUM  FIKRALARI

ÖZGEÇMİŞİM

FOTOBEN

KİTAPLARIM



SÖZÜN SERHADDİ DUA




stratejik araştırma kurumları

araştırmacılar için kaynaklar

Türk dünyası araştırmaları

filozofların fikir dünyası

mevlana ney ve sema

Türk edebiyatı kolleksiyonu

edebiyat söyleşileri

düşünce dergi ve siteleri

e-kitap bankası

altı çizili satırlar

kuran ufku

öğrenciler için kaynaklar

ekovart tv-sanat haberleri

Türk islâm sanatları

kültür ve turizm bakanlığı

kent kent yeryüzü

yapı kredi kültür-sanat

gazetelerin birinci sayfaları

yerel medya

gazetelerin internet sayfaları

bebek ve anne com

gerekli tüm linkler



 
SIK DİNLEDİKLERİM

 




kelâm-ı kibar


 

 

  İletişim Formu


 

bu sayaçtan önceki ziyaretçi:
165900

 

 

Google Site

 

 

 
 
SEVR'E 'ERMENİ SOYKIRIMI MÜZESİ'NE ENER'DEN TEPKİ

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, "Türk'ün, Kürt'e, Kürt'ün Türk'e kurşun sıkması haramdır. “ dedi.

Açıklamayı okur okumaz ‘bu iyi bir şey ‘ diye düşündüm.

Hoşlanmadığım, bu sütunda aleyhine defalarca yazılar yazdığım bir kişi söylemiş olsa da bu açıklamadan çok hoşlandığımı hissettim.

***

Hissiyatımı dostlarımla paylaştım. Kandan, gözyaşından, hoyrat örgüt efelenmelerinden canı yanmış arkadaşlarımın çoğu ihtiyatlı bir iyimserlik içindeydiler.

Birisi şöyle dedi telefonda “O söyledi sen de inandın he… Bunlar bir propagandanın, çok yönlü bir algı yönetiminin bir parçası, görmüyor musun, idrak edemiyor musun?”

Dedim ki : “Hüküm zahiredir, biz sözü, sözün içerdiği manayı sevdik… Kim söylerse söylesin, hangi ağızdan çıkarsa çıksın böyle bir beyanı ömür boyu alkışlarız, çerçeveletip hem gönül duvarımıza, hem kıblegâh gibi evimizin başköşesine asarız. ”

Sonra ona çok bilindik şu menkıbeyi hatırlattım:

Bir gün Şems, malum dedikodulardan sıkılarak ortadan kaybolmuştu. Mevlâna bu duruma çok üzülmüş, hatta iki kere Şems’i aramak için Şam’a gidip; bulamadan, geri dönmüştü.

Bu arayış gezilerinin birinde, bir adam hızla kapıdan girerek, “Şems geldi” müjdesini getirmişti. Mevlâna, o kişiye hırkasını hediye etmişti. Yalancı müjdeciyi tanıyan birisi de “Efendim, bu adam sizi mutlu etmek için yalan söyledi” demişti. Mevlâna da, “Biz o işin yalanına hırkamızı verdik, doğru olsaydı canımızı verirdik” demişti.

***

Türk'ün, Kürt'e kurşun sıktığı nerde görülmüş?

İmkân harici bir şey bu… Akla hayale gelmez bir durum bu.

Epey evvel zamanın birinde… Güneydoğu’dan Erzurum’a geliyoruz. Bir baktım Yüzü nurlu Kürt Emicem ceketini çayıra sarmış namaz kılıyor.

İnip yanına vardım. Selam vermesini bekledim. Amcamı, dayımı, babamı kucaklar gibi bir güzel kucakladım. Terörün alev ateş günleri… Kardeş kavgası canıma tak etmiş. Şehit cenazelerini gördükçe allak bullak oluyorum. O ruh hali beni böyle bir kucaklamaya sevk etmişti.

Konuştuk, halleştik, helalleştik, yolumuza devam ettik. Arkadaşlara “çayırını ortak seccade, kuranını ortak kitap, ezanını müşterek inanç haykırışı yapmış; tarihini bin sene boyunca vatan gergefinde özenle beraberce örmüş bu milletin arasına kim girebilir, kim attığı nifak tohumunu besleyip ağaç haline getirebilir?” diye sormuştum da “Elbette hiç kimse” cevabını almıştım.

“Elbette hiç kimse” cevabı, sadece o an arabamda bulunan yoldaşlarımın değil, milletin müşterek cevabıydı.

Bu milletin her ferdi, otuz senedir, köye- kasabaya-kente bayrağa sarılı tabutların geldiği günlerde ‘Kardaş kardaşı vurur mu? Türk Kürt’e kurşun sıkar mı’ sorusunu sorup durdu. En acılı günlerinde bile Kürt kardeşine asla yan gözle bakmadı.

***

Evet, yıllardır Güneydoğu’dan böyle bir seda bekledi kulağımız.

Ama ne yazık ki, biz kardeşlik nidaları bekledikçe, silah sesleri uğuldadı kulaklarımızda.

Müjde umduk, şehit haberleri dağladı yüreğimizi.

Biz etle tırnağız dedik. Ayrılamayız dedik. Et tırnak ne demek, ruh ile bedeniz dedik. Kardeşiz dedik. Binlerce yıllık tarih yoldaşıyız dedik.

Milyonlarca Kürt kardeşimizden ‘Beli, hem de kalubeladan beri, biriz, aynıyız, kardeşiz ’ cevabını aldık. Ama lisan-ı hal ile...Bazen kısık bir sesle...Bazen kulağımıza fısıldanır şekilde...Çünkü örgüt tehditi altındaydılar, hür iradeleri, sözleri, sesleri silahların gölgesindeydi. Maalesef devlet olarak güvenliklerini sağlamakta zorlanıyorduk. O nedenle, Kürt tabanı çoğu kez kendi sözünü değil, örgütün sözle dediğini söyleyebildi. Ya da yanlış bir şey söylememek için sustu.

Örgüt ve onun siyasi uzantısı BDP çizgisi hep savaş, kan, pusu, katliam diliyle konuştu. Çoluk, çocuğu, genci dağlara çıkardı, cepheye sürdü, kendi ordusuna kurşun sıktırdı. Ezanı susturdu, kendi bayrağını yaktırdı.

Biz kulaklarına sevgi sözcükleri fısıldadıkça, onlar keleş homurtusuyla, bomba gürültüsüyle cevap verdi yıllarca.

Velhasıl, yüzbinlerce Kürt kardeşimiz, silahı ve gözyaşını değil, barışı ve kardeşliği tercih etse de…

Gönlü, kalbi gizli bir çığlıkla böyle haykırsa da…

Örgütün silahla kelepçelediği dili, "Kürt'ün Türk’e silah sıkması haramdır.” Demedi… Diyemedi… Dedirtmediler.

İşte Baydemir’in o çizgiden bu noktaya gelmiş olmasıdır hoşuma giden, beni heyecanlandırıp, umutlandıran.

***

Tekrarlaya tekrarlaya ezberlediğim o sözü çerçeveletip, yazının bitimine de asmak istiyorum:

Mayası aynıdır Türk ile Kürt'ün

Kürt'ün Türk'e yüz dökmesi haramdır

Ortak sahibidir ikisi yurdun

Türk'ün Kürt'e hor bakması haramdır